E-Bülten


Sözlük

1 $ = 4,85 TL
1 € = 5,69 TL

Muhtesiblik; Osmanlı İhtisab Sistemi Tüketici Haklarının teminatıdır..

İslam toplum düzeninde tüketici haklarının gelişimi muhtesibin ve onun temsilcisi bulunduğu ihtisab sisteminin ortaya çıkışıyla açıklanabilir.

Muhtesiblik iyiliği emretmek; kötülükten uzaklaştırmak (Emr-i bil mağruf, nehy-i anil münker) demektir. Muhtesib, İslam toplum düzeninde bu işi gerçekleştiren kişidir. İhtisab sistemi ve bunun içinde yer alan hisbe teşkilatı da bu işin bir müessese oluşunu ifade etmektedir.

Kur’an-ı Kerim, daha ilk surede; “Alak” Suresinde Muhtesibin önemine işaret etmiştir.

Yüce Allah C.C. bu surede insanın yaratılış gerçeğine, fıtratına, doğasına dikkat çekmekte ve buradan hareketle, kişilerin dünya ve ahiret mutluluğunu esas olan toplumsal bir sistemde, insanların birbirlerini iyiliğe çağırmalarının, takvaya yönlendirmelerinin önemini anlatmaktadır.

Beşeri ilişkilerde hak ve hukukun korunması gerçek anlamda ancak Hakk’a tabi olmakla mümkündür.

Çünkü insanın nefsi zalimdir. İş kişilerin nefsine kalırsa, neticede ortaya çıkacak olan şey ancak zulümdür! Çünkü nefis sürekli rızık endişeleri gibi bir takım endişelerin vehmine kapılmaktadır.

Rızık kazanma hissi aslında insanı çalışmaya sevketme yolunda itici faydalı bir güçtür.

Ancak bu faydalı his; rızık kazanma hissi nefsin tezkiyeden uzak kalması neticesinde endişeye dönüşmekte ve tüketici hakkı ihlalleri gibi haksızlıklar, hukuksuzluklar yaşanmaktadır.

İşte Kur’an-ı Kerim’in bu ilk suresi; Alak suresi, aynı zamanda tüketici sorunlarının temelinde var olan şeyin ne olduğunu da çok güzel bir şekilde anlatmaktadır.

Kur’an’a göre tüketiciyi istismar edenler, Allah’dan gereğince korkmayan, sakınmayan, kendi nefislerinin onlara yaşattığı rızık endişesinin vehmine kapılan kimselerdir.

Hz. Peygamber(S.A.V.)’de: “Günâh işleyeni gören, eli ile mâni olsun. Buna gücü yetmezse, dili ile mâni olsun.” şeklinde emir buyurmuşlardır.

Tüm isimleriyle.. El-Hasib esmasıyla herkese yeten, insanların yaptıklarını koruyup hesaba çeken Yüce Allah (C.C.), Kur’an-ı Kerim’de Ali İmran Suresi’nin 110’uncu Ayeti’nde şöyle buyurmaktadır: "Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah'a inanırsınız.."

İslâm'da, iyiliğin emredilmesi ve kötülüklerden sakınılmasına nezâret etme, bütün müslümanların yerine getirmesi gereken ortak bir vazifedir (Âl-i İmran, 3/110-114 ve Et-Tevbe, 9/71).

Muhtesibliğin ihtisab sistemine dönüşmesi, müessese haline gelmesi Hz. Peygamber S.A.V.’in Hz. Ömer (R.A.) ve Şifa Bint-i Abdullah(R.A.)’ı Medine muhtesibliğine atamasıyla gerçekleşmiştir.

Peygamberimiz Hz. Muhammed(S.A.V) biri kadın, biri erkek bu iki seçkin sahabeyi Medine Pazarı üzerine görevlendirmiş, onları muhtesib tayin etmiştir.

Bu olay İslam’da Kur’an emri ve Peygamber buyruğu olan muhtesibliğin bir teşkilat oluşunu ifade etmektedir.

Muhtesibin piri kimdir? sorusu bizi daha da eskilere götürmektedir.

Allah-u Teala’nın, Kur’an-ı Kerim’de emr-i bil maruf ve nehy-i anil münkerin(iyiliğe yöneltmek, kötülükten sakındırmak işinin) yanısıra neredeyse aynı zeminde ve şiddetle ölçü ve tartıda adalete dikkat çektiği anlaşılmaktadır.

Kur’an’da ölçü ile alakalı olarak tahmini 33 ayet, tartıyla alakalı da tahmini 16 ayet geçtiği bildirilmektedir.

Yüce Allah C.C. Kuran’ı Kerim’de bir kavmin; Meyden Halkının ölçü ve tartıda adaletsizlik nedeniyle helak edildiğini bildirmiştir.

Araf Suresi 85’inci Ayet-i Kerime’si ölçü ve tartı konusunu muhtesiblikle aynı zeminde şöyle işlemektedir:

Bismillahirrahmanirrahmanirrahim,

“Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik):

‘Ey kavmim, dedi, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka bir ilâhınız yoktur.

Size Rabbinizden açık bir delil geldi:

Ölçüyü ve tartıyı tam yapın, insanların eşyalarını eksik vermeyin, düzeltildikten sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın; eğer inanan(insan)lar iseniz, böylesi sizin için daha iyidir!’ ”

Bu Ayetle birlikte Araf Suresi’nde Hz. Mevla (C.C.) insanların fakirlik vs. gibi bir takım endişelerle adaletten sapmamaları için ikazda bulunmaktadır.

Allah-u Teala Kur’an-ı Kerim’de herkesin rızkının kendi katında bulunduğu güvencesini vererek, insanlara, haksızlık yapmalarına mazeret olarak nefislerinin öne sürdüğü “fakirlik endişesi”ni ortadan kaldırmaktadır.

Allah C.C.’ın buyrukları birer kanun olduğuna göre, tüketici hakları konusunda ilk bilinen ve Kur’an-ı Kerim’de bildirilen kanun, Allah-u Teala’nın Meyden Halkına ölçü ve tartıda adalet konusunda yapmış olduğu ikazdır denilebilir.

Kur’an-ı Kerim ışığında oluşan üketici haklarının korunmasının gerekliliği fikri, ihtisab siteminin, hisbe teşkilatının ortaya çıkışıyla; Hz. Peygamber(S.A.V.)’in Hz. Ömer (R.A.) ve Şifa Bint-i Abdullah(R.A.)’ın muhtesib tayin edilmesi ve Medine Pazarı üzerine görevlendirilmesi ile fiiliyata geçmiştir.

Tüketicinin korunması konusunda yeryüzünde bilinen ilk teşkilat, muhtesibliği bir müessese haline getiren bu olayla kurulmuştur.

İslam toplumlarında bunun dışında batılı anlamda tüketici hareketi olarak algılanacak bir örgütlenme olmamıştır. Çünkü buna gerek olmamıştır. İhtisab sisteminde var olan otokontrol sistemi İslam Toplumu mensuplarına tüketici hakları istismarı problemi yaşatmamıştır.

Çünkü ihtisab sistemi hem sivil örgütlenmeyi, hem resmi otoriteyi temsil eden ve kapsayan üstün bir sistemdir.

Osmanlı’da muhtesibi namuslu ticaretin simgesi sayılan ve aynı zamanda tasavvufi sivil bir oluşum olan ahiliğin içinde ve aynı anda şehri yöneten 8 kişi arasında görmekteyiz.

Muhtesib hem tüketicilerle ve satıcılarla muhatap olarak günlük hayatın içinde görev almakta hem de meslek kuruluşlarının, belediye yönetimi gibi resmi otoritenin içine girerek orada da tüketici mağduriyetlerinin önlenmesi adına söz söyleme yetkisini kullanmaktadır.

TÜKETİCİ HAKLARININ HAYATA GEÇMESİ İÇİN ASIL GEREKLİ OLAN SORUNU YAŞANMADAN ÖNLEMEKTİR!

Tüketici mağduriyetlerini önlemeye yönelik denetim muhtesiblikle kurumsallaşmış, Muhtesiblik(Hisbe Teşkilatı) tüm İslam devletlerinde, Dört Halife, Emeviler, Abbasiler, Fatımiler, Endülüs, Selçuklu ve Osmanlı’da başarı ile uygulanmıştır.

Çağdaş(?) anlamda ilk defa 1962’de Amerika Birleşik Devletleri Eski Başkanı Jhon F. Kennedy’nin Amerikan Kongresinde yaptığı konuşma ile gündeme geldiği kabul edilen tüketici haklarının korunması konusu dünya için yeni olabilir, ancak bu konu bizim için peygamberler tarihi kadar eski ve bizden bir konudur.

İsmi adaletle anılan Hz. Ömer(R.A.)’in ve bir hanım sahabe olan Şifa Bint-i Abdullah(R.A.)’ın, Peygamber(S.A.V.) tarafından Kur’an buyruğundan hareketle Medine Pazarı üzerine muhtesib olarak görevlendirilmesi ile kurulmuş olan ihtisab sistemi, Osmanlı Padişahı II. Beyazıt Han’ın 1502’de yayınladığı Bursa İhtisab Kanunnamesi ile ve Mecelle ile gelişmiş ve Osmanlı’nın hüküm sürdüğü 3 kıtada tüketici haklarının teminatı olmuştur.

Hal böyle iken her nedense (?) bir dönem sonra işler tersine dönmüş ve tıpkı hammaddesini ürettiği mamul ürünü dışarıdan alan geri kalmış ülkeler gibi tüketici haklarını da batıdan ithal eder olmuşuz.

Bunun sebebini arayalım mı?

Gelin arayalım..

Devletin resmi Türk Dil Kurumu’nun sözlüğüne bakalım..

Muhtesib nadir diye sözlüğü şöyle bir karıştıralım…

Boşa aramayın.. Muhtesib kelimesinin anlamını Türk Dil Kurumu sözlüklerinde bulamazsınız.

Güncel Türkçe Sözlük’de “Muhtesip” diye bir kelime yer almakta fakat onun da anlamı şu şekilde ifade edilmekte;

“muhtesip, -bi

İslam şehirlerinde çarşı ve pazar esnafını din kurallarına göre denetleyen görevli, belediye memuru.”

Tanımda geçen ve bağnaz yaklaşımın ürünü olan dar bir kalıbı ifade eden “Din kuralları” sözü muhtesibin kelime anlamını hafızalardan kazımaya yönelik maksatlı bir çabayı ifade etmekte değilse nedir?

Burada “Din kuralları” yerine gelmesi gereken söz “Tüketiciyi koruyan İslam hukuku kuralları” olmalıdır.

Aynı kelime, yani “muhtesip” kelimesi yine Türk Dil Kurumu’nun Tarih Terimleri Sözlüğü’nde ise şu şekilde tanımlanmaktadır: “Esnaf ve zanaatçıların narhlara uyup uymadıklarını, kullandıkları ölçü araçlarını denetlemek ve suçlu görülenleri cezaya çarptırmakla yükümlü görevli”

Bu tanım daha doğru bir tanımdır ancak burada da muhtesib kelimesinin sonuna “p” harfinin getirilmesi suretiyle adeta bir dil cinayeti işlenmiştir.

Türkçe’de tüketici hakları ile ilgili koskoca bir müessesenin, “İhtisab müessesi”nin temsilcisi olan “muhtesib”in işlevini ifade edecek bir kelime yoktur.

Buna rağmen “muhtesib” kelimesi Türk Dil Kurumu sözlüklerine alınmamış ve sanki bu yolla İslam toplum düzeninin olmazsa olmazı olan, tüketici haklarının teminatı olan bir müessese: ihtisab müessessi, muhtesiblik.. hafızalardan silinmeye çalışılmıştır.

Arapça’da “muhtesip” diye bir kelime yoktur. Devletin resmi sözlüğüne alınan ve Arapça kökenli olduğu öne sürülen “muhtesip” kelimesi neyi ifade etmektedir!

Bu bir pervasızlık değimlidir.

Bu durum olsa olsa bir takım bağnaz düşünceli din düşmanlarının Devlet eliyle ülkemiz tüketicilerine ve Arapça’ya bir millete yaptığı haksızlıktır.

Bu öyle bir haksızlıktır ki dolaylı olarak tüketici haklarının dünyanın gündeminde bir sorun olmasına da katkı sağlamaktadır.

Netice:

Tüm bu bilgiler ışığında şu anlaşılmaktadır: İslam hukukunda tüketicinin yeri kağıtlarda yazılı olan birkaç bildiriden ibaret değildir. O hukuk İslam Toplum Düzeninde bizzat hayatın içinde halkın dilinde ve onun gönlündedir.

Pek tabiidir ki bu yüzden İslam Hukuku’nun uygulandığı dönemlerde tüketiciler asla “Batılı anlamda” mağdur edilmemişlerdir.

Günümüzde tüketici hakları konusunda yaşanan sorunlar bu bilgiler ışığında, bugün evrensel manada kabul görmüş tüketici hakları, İslam Hukuku kalite normları ve Osmanlı’daki uygulamalar incelenerek yeniden tesbite ve bu doğrultuda formüle muhtaçtır.

İSLAM’DA TÜKETİCİ HAKLARININ KORUNMASI KONUSU MUHTESİB’İN İŞİDİR

Bugün her boyutta hasreti duyulmakta olan eşsiz zamanların ve o zamanların çağlar aşan yaşam kalitesinin anahtarı “muhtesib”dedir.

Gerçek manada evrensel boyutta tüketici haklarının teminatı İslam Toplum Düzeni’nin olmazsa olmazı olan “ihtisab sistemi” ve “muhtesib”dir.

Tüketici haklarının gerçek anlamda korunması için muhtesibin temsil ettiği ihtisab sisteminin ülkemizde yeniden tesisi gerekmektedir.

Muhtesiblik bugün birçok çevre tarafından övülen ombussmanlıktan daha geniş kapsamlı ve üstün bir müessesedir.